İMAR PLANLARI DEĞİŞTİRİLMELİ Mİ?
İMAR PLANI DEĞİŞİKLİKLERİHızlı büyüyen ve dinamik gelişme gösteren kentlerde en önemli olgulardan biri yaşanan ortamın geleceğinin planlanmasıdır. Eldeki verilerden yola çıkarak bilimsel öngörüler ışığında 25 yıl, 50 yıl sonrasında imar planlarıyla kent makro formunun nasıl olacağına dair fiziki plan kararları üretmek kolay değildir. Çünkü kentin dinamikleri sürekli hareket halindedir. Sürekli hareket halinde olan bir insanın ölçüsünün alınıp eleştirel yaklaşan kalabalık içinde ona elbise dikilmeye çalışılması gibi. Üstelik bu insanın bir taraftan beden ölçüleri değişirken bir taraftan da talepleri ve koşulları değişiyorsa o zaman elbise üstünde de sürekli değişiklik yapılması kaçınılmaz olacaktır.
Birçok kentte Belediye Meclislerinin en önemli gündem maddeleri hep imar konuları olmuştur. Çünkü imar planları kentin bütünü kadar tek tek tüm insanların hayatını da direkt olarak etkileyen somut yaptırımları içerir. Bu nedenle imar planı değişiklikleri kaçınılmaz olduğu kadar aynı zamanda gereklidir de. Önemli olan bu değişikliklerinin meclis gündemi içinde ki sayısal yüzdesi değil, içeriğidir. Yani kente, çevreye ve topluma ne kadar faydası ve ne kadar zararı olduğu üstünde durulmalıdır.
Belediye veya il meclislerine sunulan planlar kentin gelişmesinde nasıl bir etki yaratırlar, artıları eksileri nedir ona bakmak lazım. Her plan değişikliği aynı önemde değildir. Mahalle arasında ki bir yolun birkaç metre kaydırılması, bir yere trafo binası konulması gibi tadilatlar, gökdelen otel binaları ve dev alışveriş merkezi tadilatları yanında önemsiz görünebilir. Ancak mevcut imar planında bir yeşil alan içine trafo konulması masum bir zorunluluk gibi olsa da yüzlerce trafo tadilatı yapıldığında o kentin binlerce m2 yeşil alanı kullanım amacından çıkıyor demektir. Hele de bu binalar köşe başına konup, araçlar için görüş mesafesini daraltıyorsa trafik içinde ayrıca tehlike yaratan sevimsiz tadilatları oluştururlar.
Kent bütünü için tapılan imar planları kamu kurumları tarafından onaylanmış, meslek odaları tarafından desteklenmiş ve toplum genelinde kabul edilmiş olsa da zaman zaman yeniden tartışılması ve kent dinamiği ölçüsünde revize edilmesi doğru olabilir. Çünkü zaman içinde plana veri oluşturan parametreler ister istemez değişmektedir. Bu değişikliğe ayak uydurmak planın güncel kalmasını sağlayacaktır. Her plan değişikliğine mevcut imar planları deliniyor diye otomatik eleştiri de bulunma kolaycılığını bırakmamız gerekir. Planın delinmesi ancak ilk plan kusursuz olursa gündeme gelir ki böyle hatasız bir planın henüz üretildiğini düşünmüyorum. Büyük bir kentin imar planı yapım süresinde bugüne ve geleceğe ait her şeyi düşünüp öngörmek mümkün değildir. Olabildiğince eksik bırakmadan bütüncül planlama yapılsa bile, yinede her noktada parsel ölçeğinde ki kadar detaylı ve çok yönlü düşünülmüş olması imkânsızdır.
İmar planı değişikliklerinde birileri rant kazanıyor diye karşı çıkmak yerine bu değişikliğin olumlu ve olumsuz yönlerini tartışmak ve bunları terazinin kefelerine koyduğunuzda ne tarafın ağır basacağını görmemiz gerekir. Elbette toprak sahipleri rantlarını maksimize etmek isterler bunda garip bir durum yok. Hiç kimse karşılıksız olarak arazisinin park ve çocuk bahçesi yapılmasını, ya da müktesep imar haklarının azaltılmasını istemez.(istisnalar hariç). Ancak herhangi bir toprak sahibi nasıl kendi çıkarını düşünüyorsa kamunun da kendi çıkarını düşünmesi ve kararını ona göre vermesi, artan rantın sadece o kişinin değil toplumun refahını da yükseltecek bir araç olarak değerlendirilmesi sanırım daha gerçekçi ve doğru olacaktır. Çünkü herkesin kişisel ekonomisi kadar kentin hatta ülkenin ekonomisinin de ranta gereksinimi vardır. Önemli olan; imar rantını artıralım mı artırmayalım mı yerine, plan değişikliği yaparken, kentin korunması gereken tarihi, sosyal, ekolojik çevresel değerlerinin ihmal edilmemesi ve yasal çerçeve içinde şehircilik ilke ve prensiplerine göre hareket edilmesidir.
Bilindiği gibi imar planları çeşitli ölçeklerde yapılır. 1000 ölçekli Uygulama İmar planı, 5000 ölçekli Nazım imar planı, 25.000 ölçekli Çevre Düzeni planı gibi, Bu planlar birbirlerine hiyerarşik olarak bağlıdır. Her plan bir üst ölçekte ki plana uymak zorundadır. Aralık ayında kamuoyuna sunulan Antalya-Burdur il sınırları bütününde çalışılmış 100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planı da, onaylandığında hiyerarşik olarak en tepede yer alacaktır. Ancak her ölçekte ki planın kendi ölçeğinin tekniğiyle çizilmiş olması gerekir. Yoksa bilgisayar ortamında fotokopiyle küçültülerek ölçek ayarlaması yapmak doğru değildir. Bu şekilde yapılan planlar hem uygulama sürecini tıkar hem de hukuki birçok sorun yaratır. İnsanların 100 000 ölçekli planda parmağıyla kendi parselini araması gibi komik görüntülerin ortaya çıkmaması için uygun çizim tekniğinin kullanılması zorunludur. Buna uyulmayıp gereksiz detayların üst ölçekli planlara etüt edilmeden olduğu gibi işlenmesi durumunda da hiç yoktan bir sürü bürokratik ve hukuki engeli kendi elimizle yaratmış ve plan uygulama sürecini zorlaştırmış oluruz.
Sonuçta hepimiz hayatımızı, büyük çoğunlukla veya kısmen bu kentte geçiriyoruz. İçinde yaşadığımız bu ortamı ne kadar sağlıklı ve hoş kılabilirsek biz de o oranda kişisel ve toplumsal sağlığımızı artırmış oluruz. Kentsel çevrenin bozuksa düzeltilmesi, çirkinse güzelleştirilmesi, kontrolsüz büyüyorsa dizginlenmesi, gelişme hedefinin daha iyiye ve daha üst kaliteye yöneltilmesi sadece yerel yönetimlerin, meclislerin ve şehir plancılarının değil kentte yaşayan herkesin toplumsal sorumluluğudur. Bu sorumluluk içinde kentlilik bilincini artırmak, imar planlarına gerekli özeni göstermek, gelecek nesillere daha iyi ve yaşanabilir kentsel ortamlar bırakmanın ön koşuludur.
İçindeki canlıları en çok mutlu eden kentsel ortamlarda yaşama dileğiyle saygılar sunarım.
Sefa ERDAL
Şehir Plancısı
ODTÜ 1979
RSS